| Hiç KASTAMONU' yu gördünüz mü ? | Bunları Biliyor muydunuz ? |  Editörden "Bir Bakış Açısı" | Belediye Başkanlığı |
 
     Ana Sayfa        |        İlçemizin Tarihçesi | Kültürel Yapısı | Ekonomik Kalkınması | Kuruluşlarımız | Ünlülerimiz | Şehitlerimiz |  Önemli Telefonlar | İLETİŞİM |
Doğal Yaşam Turizm Kaynağı Eğitim Potansiyeli Arkadaş ve Gerekli Linkler Fotoğraf Galerisi ZİYARETÇİ DEFTERİ

||TARİHİ ESERLER|| MUTFAĞI || DÜĞÜNLER || ADET VE TÖRELER ||

Kültürel Yapısı  


DEVREKANİ ' DE DİNİ BAYRAMLAR

    İlçe genelinde bayram öncesinde temizlik başta olmak üzere bayram hazırlıkları yapılır. Mümkün olduğu kadar yeni elbise ve giysiler alınır. Tatlı ve börekler yapılır. Arife günü akşamı ailenin bütün fertlerinin evde olması istenir.

Aynı gün mezarlıklar ziyaret edilir.

    Bayram sabahı erkenden kalkılır ve erkekler namaza gönderilir. Bayram namazından sonra cami içinde veya dışarıda bayramlaşma yapılır. Bu genellikle büyükten küçüğe doğru bir sıralanma şeklindedir. Bayramlaşmadan sonra yapılan dua ile herkes evine dağılır. Evdeki bayramlaşmadan sonra kahvaltı yapılır. Daha sonra bazı köylerimizde köy konaklarında veya camilerde toplu yemekler verilir. Bazı yerlerde de komşu ve akrabalar birbirlerini ziyaret ederek bayramlaşırlar. Bu ziyaretler sırasında karşılıklı sofralar kurulur ve sohbetler yapılır. İkinci ve üçüncü günlerde de diğer hısım ve akrabalar ziyaret edilir...


DEVREKANİ YÖRESİNDE KIYAFET

     Kastamonu’ yu adım adım gezdiğimizde değişik renk ve biçimde kıyafetlerle karşılaşıyoruz. Sahil kesiminde ayrı, iç kısımlarda ayrı hatta aynı ilçenin değişik köylerinde ayrı kıyafetlere rastlamak mümkündür. İlçemizde de farklılaşan bu kıyafet çeşitliliğini kısaca anlatmaya çalışalım.

     Devrekani ilçesi ve yakın köylerinde Erkek kıyafetlerinde diğer bölgelerden farklı bir özellik görülmez iken, kadın giysilerinde farklı özellikler sergilenmektedir. Şimdi bunları sırası ile kısaca açıklamaya çalışalım.

    Devrekani ilçe ve köylerinde erkekler eskiden çarık lastik, kinotlu pantolon (Paçaları dar ve düğmeli,kalçaları geniş) , üstte yelek,ceket,fes,takke,sonraları ise şapka giyilmiştir.İç çamaşır olarak da bez dokuma iç donu ve göynek , iplikten örme fanila ,giyilirken günümüzde modern hazır giyecekler kullanılmaktadır.

    Kadın giyeceklerinde ise günlük kıyafetler ile düğün ve çarşı kıyafetleri farklılık göstermektedir. Ayrıca kadın kıyafetlerinde sahile yakın köyler ile iç kesimler arasında da farlılıklar görülmektedir. Sahile yakın köylerde kadınlar ayakta naylon veya çarık lastik, yün çorap,basma kumaştan yapılan boy entarisi,belde bağlanan dokuma kuşak,kazak veya yelek,başta ise sarı yazma ve atkı eski kıyafetler olarak kullanılmakta iken bazı köylerimizde halen aynı giyecekler devam etmektedir.

     İç kesimlerde ise bele bağlanan kuşak yerine ön bezi denilen dokuma önlükler, başta ise sarı yazma yerine beyaz tülbent ve atkı yerine de boy çarı denilen dokuma büyük boy çarşaflar günlük ve çarşı (Pazar) kıyafeti olarak kullanılırken günümüzde modern kıyafetler yerini almıştır.

    Ayrıca kadın kıyafetlerinde oyalı yazma, boncuklu ve işlemeli yemeniler ve dantelli giyecekler kadın giyecekleri olarak kullanılmaktadır.

Not:
     Dokuma tezgahlarında dokunan ve adı Devrekani bezi diye geçen iç giyecekleri ve ön bezi yapılan bu giyeceklere artık rastlamak mümkün değildir. Bunları dokumaya  yeniden başlanılmıştır.


BİZ HER ZAMAN YİYORUZ

Olay Devrekani’nin bir köyünde geçer. İlçeye yeni gelen Kaymakam Halk Eğitimi sergilerine davet edilmiştir. Yedirmeyi ikram etmeyi seven bundan gurur duyan her köyümüz gibi serginin yapıldığı köyde sergi sonrası sofralar kurulur. Başta köy muhtarı olmak üzere köyün genç-ihtiyar erkekleri hizmette kusur etmeme gayretindeler. Misafirler sofraya davet edilir. Köylüler sofra etrafında el pençe divan .

Kaymakam;

     Sizlerde sofraya oturun. Böyle olmaz, deyince köyün altmışlık muhtarı ,
Biz her zaman yeyoz. Buyrun Bey.
     Bunu duyan genç Kaymakam fırlar. Arabaya doğru yönelerek şoförüne işaret eder. Ne olduğu anlaşılmamıştır.
Kaymakama ne olduğunu öğrenmek için yaklaşan Halk Eğitimi Müdürüne;

Sanki biz her gün aç duruyoruz. Adamın dediği lafa bak.
Kaymakam neden sonra bunun bir ikram ifadesi olduğunu anlayacaktır.


                                                                                                 
                                                                    (Ata Erdoğdu.Kastamonu Foklkloru2)


DEVREKANİ YÖRESİNDE MANİ

    Devrekani yöresinde mani derken sadece bölgeye has bir çeşit bulmak imkansızdır.
Genel olarak söylenmiş maniler ve atışma örnekleri az da olsa görülmektedir.

    Bedenen tarlada ,bahçede çalışanların bir dinlenme, yorgunluk atma yoludur. Atışmadır. Yarışmadır. Aşk ve ihtiras manileri yanında çekişli (kavgalı) maniler göze çarpmaktadır.

    İşte bunlara bir örnek.

Başakpınar köyü çevre incelemesinden alınan bir başka mani örneği:

 Ey fındığım, fındığım,
Dallarına konduğum.
Ben sevdim de el aldı,
Odur benim yandığım.

Kendini göremeden,
Zevkini süremeden,
Yüzüne bakmak çok güç,
Yüreğim titremeden.

Demir bilek bükülmez,
Taşa buğday ekilmez,
Doğrusunu istersen,
Bu kadar naz çekilmez.

Deniz geçer Sal değil,
Sözlerim masal değil,
Gönül çarşı pazarda,
Satılacak mal değil.


AĞIT

     Olay Devrekani’nin bir köyünde yaşanır. Köy içinde karşılıklı kız alış verişi yapan iki ailenin dıramıdır. Yörede kız alıp veren ailelere dünürşü denir. İşte olay iki dünürşünün olayıdır.Babasını kaybeden damadın annesi ile kayınpederi arasında meydana gelen yakınlık . Köyün dedikodusuna dayanamayan damadın hem anasını, hem de kayın pederini bir arada bulduğunda balta ile doğramanın hikayesi.

    Bu ağıta Dörkeni ağıtı da denir.


Sabah oldu kıyı yerleri ışıdı.
Alçak, beni yataklara düşürdü.
Yaz geçer kış gelince üşürdü.
Ah ben ölüyon kızım bana ağlasın
İsmail’im anam seni eğlesin.

Yığınımı yığdım harman kaşına,
Ne yapayım varamadım başına.
Avular kattın benim aşıma,
Ben ölüyon kızım bana ağlasın
İsmail’im anam seni eğlesin.

Kapılarımız içerden kitli virekten
Ah Halimem sıyrılda gel direkten,
Çıkar mı ki bu acılar yürükten,
Ben ölüyon kızım bana ağlasın.
İsmail’im anam seni eğlesin.

Evimiz önü hevli kapısı
Yıkılır mı şu Allah’ın yapısı,
Düşman imiş komşuların hepsi,
Ben ölüyon kızım bana ağlasın
İsmail’im anam seni eğlesin.

Evimiz yüksek bakacak,
Deli miydin düğürşüne yanacak.
Bu ahdı ise kötü gelecek,
Ben ölüyon kızım bana ağlasın
İsmail’im anam seni eğlesin.

Söyle Doktor ( Ağıt)

     Hastalık. İç hastalığı. Veremdir bu.50-60 yıl öncesinin korkunç hastalığı. Genç, ihtiyar, kadın erkek demeden yataklara düşüren bir hastalık. İşte böyle bir hastalığa yakalanan delikanlının son feryatları.

Hastanenin ışıkları parlıyor.
Zayıfta hastam can terini terliyor,
Annem babam baş ucumda ağlıyor,
Söyle doktor söyle ölecek miyim?
Ben annemi görecek miyim?.

Hastanenin odaları köşeli,
İçi mermer döşeli.
Yedi yıl oldu bu derde düşeli,
Söyle doktor söyle ölecek miyim?
Ben annemi görecek miyim?

Hastanenin önünde kır atım bağlı,
Yiğitler içinde bıçağım zağlı,
İçtiğim ayran yağlı,
Söyle doktor söyle ölecek miyim?
Ben annemi görecek miyim?

Yoğurdumu ezdim ayran ettim.
Kanlı gömleğimi al bayrak ettim.
Söyle doktor söyle ölecek miyim?
Ben annemi görecek miyim?

 

 
Siteyi En İyi 1024x768
Piksel'de ve Internet Explorer 5.x de Gezebilirsiniz.
Designed by © 2002 - 2013 Toprak Bilişim Sistemleri
  Web : www.toprakbilisim.net  E-Mail : mail@toprakbilisim.net